Çağın Vebası Kanser 

Çalışmalar dünyadaki insanların %25’inin hayatlarında en az bir kez kanserle karşılaştıklarını gösteriyor. Kanser her geçen gün hayatımızın içine daha çok giriyor. Sürekli etrafımızda birilerinin kanser olduğunu duyuyoruz. Daha da ötesi artık herkes kanser olma korkusuyla yaşıyor...

02 Haziran 2016

Tedavi Seçenekleri Sunulmuyor 
Maalesef bu hastalığın tedavisiyle ilgili ülkemizdeki en önemli sorun, hastalara cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi dışında bir seçenek sunulmaması. Kanser teşhisi konan hastalar bu tedavilere mahkum ediliyor. Kimse buna itiraz etmiyor, zaten itiraz edecek güçleri de yok. Düşünsenize, doktorunuz size 1 seneden daha az ömrünüz kaldığını söylüyor, siz olsanız ne yapardınız?
Kanser tedavisinde alternatif arayanların seçenekleri yok denecek kadar az. Karşılarında yukarıda bahsi geçen üç tedavi dışında bir seçenek sunabilecek, konunun uzmanı bir doktor bulamıyorlar. Hal böyle olunca da, kanserli hastalar onları suistimal eden, umut tacirliği yapan bir takım kişilerin eline düşüyor. Durum gün geçtikçe içinden çıkılmaz bir hal alıyor. 

Doğru Uzmanı Seçmek Çok Önemli   
Bitkilerle tedavi uzmanı olduğum için kliniğime başvuran pek çok kanser hastası tanıma fırsatı buluyorum. İnsanlar kanser teşhisi konulduğu andan itibaren büyük bir çaresizlik duygusuna kapılıyor, adeta ölümü beklemeye başlıyorlar. En ufak bir umut için her türlü şarlatanın oyununa gelebilecek bir ruh hali içindeki bu hastaların, konuya hakim, doğru bir uzmanla karşılaşmaları son derece önemli.  
Her şeyden önce kanser teşhisi konmuş hastaların kendilerini bu kadar çaresiz hissetmeleri yanlış. Neden? Çünkü kanser teşhisi konmuş olması sizin illaki kanser olduğunuz anlamına gelmiyor. Öncelikle, iddia edildiği gibi, kanser tedavisi olmayan bir hastalık değildir. Fitoterapi uzmanlığım boyunca, kanser teşhisi konmuş ve klasik tedavilerden fayda görmemiş pek çok hastanın, bitkisel ilaçlar ve diğer yöntemlerle iyileştiklerine şahit oldum. Üstelik bu iyileşme oranı hiç de küçük değil.

Kanser Hakkında Her Şey
Öncelikle kanserin ne olduğunu, nasıl geliştiğine bir bakalım dilerseniz. Kanser, vücutta meydana gelen normal dışı ya da tıptaki tabiriyle atipik hücreler yüzünden meydana gelen hastalıkların tümüne verilen isimdir.  
Başına buyruk davranan kanser hücresi, sınırsız bir şekilde çoğalmaya programlıdır. Normal vücut hücrelerine baktığınızda ise bunların bir sistem içinde çoğalıp, yine bir sistem içinde ölerek yerlerini yeni hücrelere bıraktığını görürsünüz. Tüm bu süreç vücut tarafından kontrol edilir.  Vücut, bir dengeler sistemidir ve hücrelerin sahip olduğu kodlama da bu sistemin devamı esasına dayalıdır. Yani, sınırsız çoğalamazlar ve her anlamda bu dengenin korunmasına hizmet ederler. 
Oysa kanser hücresi, kontrol edilemez şekilde çoğalan anormal bir hücredir. Aslında pek bilinmez ama vücut devamlı kanserli hücreler üretir. Bu son derece normaldir. Aynı bir fabrikada üretilen malların bir bölümünün defolu çıkması gibi. Söz konusu olan, kabul edilebilir bir oran içinde kaldıkça, öngörülen, hatta beklenen bir durumdur. Fabrikadaki kontrol mekanizması sayesinde bu ürünler ayıklanır. Vücutta da, bağışıklık sistemi bu defolu hücreleri yok etmek için tasarlanmıştır. Ama eğer kötü beslenme, maruz kalınan toksik maddeler ya da kronik bir hastalık nedeniyle bağışıklık sistemi etkin bir şekilde çalışmıyorsa, kanserli hücre imha edilemez ve kontrolsüz bir şekilde çoğalmaya başlar. Kanser hastalığına yolculuğun ilk adımı atılmıştır. Eğer tedavi edilmezse, vücudun diğer organlarına da sıçrayarak hastayı ölüme kadar götürebilir.
Kanserin meydana geldiği doku ve organa bağlı olarak belirtileri farklı olabilir. Bir akciğer kanseri öksürük ve kan tükürme gibi belirtilerle ortaya çıkarken, kalın bağırsak kanserlerinde kabızlık görülebilir. Söz konusu olan, hangi organı tutarsa tutsun hastaların vücudunda yıkıma yol açan bir hastalıktır. Kanserli hücreler, sınırsız çoğalabilmek için çok fazla miktarda enerjiye ihtiyaç duyar; adeta vücudun tüm enerjisini emerek, bitkinlik, şiddetli bir halsizlik ve kilo kaybı gibi semptomlara neden olurlar.  

Neden Kanser Oluyoruz? 
Genetik yatkınlık
Çevre Kirliliği
Egzoz dumanı
Sular
Tarım ilaçları
Radyasyon
Kötü ve dengesiz beslenme
Obezite
Tarımda kullanılan hormon ve tarım ilaçları
Aşırı şeker tüketimi
Mevsimi dışında sebze meyve tüketmek
Sigara içmek ve sigara dumanına maruz kalmak
Bazı virüs ve mantarlar
Kozmetik ve kumaş boyalarında kullanılan kimyasallar
Gıdalardaki kimyasallar, katkı maddeleri

Kansere Karşı En Etkili Koruma: Güçlü bir Bağışıklık Sistemi

Hepimiz Her Gün Kanser Oluyoruz
Hepimiz, hem de yaşadığımız her gün kanser oluyoruz! Ama vücutta meydana gelen bu kanser hücreleri bizim kanser hastası olduğumuz anlamına gelmiyor. Neden? Çünkü bağışıklık sistemi bu hatalı hücreleri anında fark ederek, savaşçı hücrelerini gönderiyor ve daha henüz hastalık oluşmadan yok ediyor. Etkin bir şekilde çalışan bağışıklık sistemi sizin kansere karşı en önemli savunma hattınızdır. Yani kanserden korkmayın, bağışıklık sisteminizin dengesinin bozulmasından korkun!
Kanserli hücreler, bağışıklık sistemini harekete geçiren antijenlere sahiptirler. Bu antijenler, hücrelerin kimlik kartı gibidir. Vücuda yabancı bir hücre girdiğinde, bağışıklık sistemi hemen bir kimlik kontrolü yapar: Hücrenin antijenini analiz eder. Eğer antijen vücut için yabancıysa, bağışıklık sistemi anında alarma geçer, hücreyi yok etmek için gereken her şeyi yapar.
İşte kanser hücreleri meydana geldiğinde de aynı mekanizma çalışır. Bağışıklık sistemi kanser hücrelerinin antijenlerini tanıdığı anda, hemen harekete geçer.
Bağışıklık sistemi, kanserli hücreye de vücudu tehdit eden diğer tehlikeler gibi muamele ederek taarruza geçer. Kanser hücresi tespit edildikten sonra, bağışıklık sisteminin savaşçı güçleri olan makrofaj hücreler, kanser hücresini yutup sindirirler. Sindirilen kanser hücresinin antijeni, yani kimlik belgesi lenfosit hücrelerine sunulur. Lenfosit hücreleri de ileri seviye bağışıklık mekanizmalarını devreye sokarlar. 
İnsanoğlu, doğduğu günden itibaren kansere karşı bağışıklığa sahiptir.

Savaş Taktikleri
Tabii bu mekanizmanın hayli incelikli manevraları, ileri teknoloji silahları olduğunu da belirtmek istiyorum.   
Mesela sitotoksik (hücre öldürücü) T Lenfositleri, özellikle virüsle bulaşmış hücrelere karşı duyarlıdırlar. Bazı kanser türlerinin virüsler nedeniyle meydana geldiği ispatlanmıştır. Sitotoksik T Lenfositleri, virüsle bulaşmış kanser hücrelerini algıladığı anda harekete geçerek şiddetli bir saldırıyla, kanser hücresini yok ederler.
Bir de NK hücreleri vardır. Bunların isimleri nereden geliyor biliyor musunuz? İngilizcede doğal katiller anlamına gelen ‘natural killer’ kelimelerinin baş harflerinden. Bunlar, sürekli olarak devriye gezerek ve tüm vücudu tarayarak, yakaladıkları kanser hücrelerini yok ederler. Bu tarama işlemi, her gün binlerce kez tekrarlanır. Kanserli hücreyi buldukları anda, tıpkı bir arının iğnesini sokarak zehrini vermesini andıran bir mekanizmayla, öldürürler. Bu hücrelerin en büyük avantajı, kanser hücresinin kimlik tespitini yapmaya gerek duymadan, gördükleri anda tanıyarak saldırmalarıdır. Bu özellikleri sayesinde makrofaj hücreleri ve T lenfositlerinin elinden kurtulmayı başarmış kanser hücrelerini de yok ederler. .
Yani, vücudumuz kansere karşı savunmasız değildir.
Bağışıklık sistemimiz, kanserli hücreyi yakaladığı yerde yok etme gücüne sahiptir. Bu sürecin mükemmel bir şekilde işlemesi için tek bir koşul var: Bağışıklık sisteminin görevini hakkıyla yerine getirebilecek kadar güçlü olması ve etkin bir şekilde çalışması.  
O zaman sözün özü: Kanserden korkma, bağışıklık sisteminin zayıflamasından kork!

Kanser Tedavisindeki Paradoks  

Kemoterapi: Tedavi mi, Zehir mi? 
Kanser çağımızın vebasıdır. Fakat daha büyük bir problem var: Kansere karşı uygulanan tedaviler. Özellikle kemoterapinin bilimsel anlamda sorgulanmasının vakti geldi de geçiyor. 
Tıp biliminin ilk prensibi, önce zarar vermemektir. Biz doktorlara tıp fakültelerinde öğrettiği ilk kural budur: “Önce zarar verme” ya da Latince mealiyle “Primum nihil nocere”.Bu ne demek? Yani, herhangi bir tedaviyi seçerken, hastaya en az zarar verecek tedaviyi seçmelisiniz. Dünyanın neresinde olursanız olun bir doktorun ilk ve en önemli prensibi hastasına zarar vermemek olmamalı. 
Doktorluk mesleğimi icra ederken her zaman bu prensibi gözettim. Benim için tedavi sanatının vazgeçilmez kuralı hastaya zarar vermemek, bunun için çaba harcamaktır.
Bu nedenle, kanser hastalarına kemoterapi uygulanmasına karşı çıkıyorum. Bu kadar fazla yan etkisi olan bir tedaviyi hastaya uygulamak konusunda ısrarcı olmak, benim doktorluk anlayışıma sığmıyor.
Gerek kanserden korunmada gerekse kanser tedavisinde en önemli nokta, bağışıklık sistemini desteklemek ve etkin bir şekilde çalışmasına sağlamaktır.

Koruyucu Güç Devre Dışı Kalınca 
Peki, kemoterapi ne yapıyor? Bağışıklık sistemini çökertiyor! Kemoterapi alan hastada bağışıklık sistemi diye bir şey kalmıyor, hasta her türlü hastalığa açık hale geliyor. Hatta sık sık enfeksiyonlara yakalanıyor ve kimi zaman hasta bu enfeksiyonlar yüzünden hayatını kaybediyor. 
Akla ister istemez şu soru geliyor: Madem kanserde en önemli savunma mekanizması bağışıklık sistemi, kanseri tedavi etmek için kemoterapi uygulayıp bağışıklık sistemini çökertmek yanlış değil mi?  
Öncelikle şunu bilmeniz gerekiyor: Size kanser teşhisi konmuş olması kanser hastası olduğunuz anlamına gelmez. Hangi hastalığa yakalanırsanız yakalanın, bir takım belirtiler yaşarsınız. Ağrınız olabilir, ateşiniz olabilir, sarılık gelişebilir, kilo kaybedebilirsiniz, mideniz bulanabilir, kusabilir, ishal ya da kabız olabilirsiniz. Diyelim ki hiçbir hastalık belirtisi yok, ama pankreasınızda bir kitle var. Peki, bu sizin hasta olduğunuzu mu gösterir? Hayır. Sadece pankreasınızda bir kitle olduğu teşhis edilmiş ama henüz sağlığınızı etkilemiyor. Bu kitle ileride hasta olmanıza neden olabilir, ama şu anda böyle bir durum söz konusu değil. 
Peki, bu henüz gelişmemiş hastalık için size ne öneriliyor? Bağışıklık sisteminizi mahvedecek tedaviler. Eğer bu tedavileri kabul edip kemoterapi alırsanız, bakın başınıza neler gelecek: Kilo verecek, güçten düşeceksiniz, saçınız dökülecek, mideniz bulanacak ve en kötüsü de bağışıklık sisteminiz baskılanacak. Bağışıklık sisteminizin baskılanması demek, tüm hastalıklara açık hale gelmeniz anlamına geliyor. Sözün özü: Hasta olacaksınız. Sizi hasta eden ise hastalık değil bir tedavi! Üstelik kemoterapinin bu ürkütücü yan etkileri, hastaların sadece bir kısmında değil tamamında gözleniyor.  
Üstelik bir tedavi istisnasız tüm hastalarda bu şiddetli belirtilere neden oluyorsa bunları yan etki diye adlandırmak mümkün değildir. Bu semptomlar yan falan değil kemoterapinin direkt etkileridir! 

Kanser mi Öldürüyor Kemoterapi mi? 
Bu satırlara gelecek olan itirazları duyar gibiyim: “Kemoterapi kanserli hücreleri öldürüyor. Hastaları kanserden kurtarıyor” diyecekler.
Kemoterapi, kanserli hücreleri nasıl öldürüyor? Toksik bir etki yaratarak, yYani hücreleri zehirleyerek yok ediyor. Kemoterapi, ‘sitotoksik’ yani hücre öldürücü bir tedavidir.
Peki, kemoterapi, sadece kanserli hücreleri mi öldürüyor? Hayır, kemoterapi sadece kanserli hücrelere değil vücuttaki tüm hücrelere saldırıyor. Yani, kanserli hücrelerin yanında sağlıklı hücreleri de öldürüyor. Bu yüzden bağışıklık sistemini mahvediyor, kilo kaybına neden oluyor, sizi hasta ediyor.
Hastalığı tedavi etmek için verdiğiniz bir ilaç, sağlıklı hücreleri de yok ediyorsa ve bu etki verilen her hastada görülüyorsa, bu ilacın tedavi eden, sağlığa faydalı bir ilaç olduğundan bahsedilebilir mi?
Gelelim, kemoterapinin kanser tedavisindeki etkinliğine. Her kanseri kendi içinde değerlendirmek gerekir. Tek tip bir kanserden bahsetmek mümkün değildir. Farklı yaşam beklentileri, farklı patolojileri olan kanser türlerini her biri kendi içinde ele alınmalı ve farklı tedavi protokolleri uygulanmalıdır.
Örnek olması için pankreas kanserine bakalım. 
Kemoterapi ve cerrahinin, pankreas kanserinde ortalama 5 yıl olan hayatta kalma şansını arttırdığına dair hiçbir tıbbi kanıt yok! Hastanın hayatta kalma şansını artırmayan, üstelik bu kadar çok ve tehlikeli yan etkileri olan bir tedavi neden uygulanıyor? Bana bunu izah edebilecek kimse var mı?
İzahı aslında son derece açık:
Kanser tedavisi, ilaç endüstrisinde en hızlı büyüyen pazardır. Sadece 2006 yılında dünyada 37 milyar dolarlık kanser ilacı satıldı. Bu rakam her sene katlanarak büyüyor.
Dünyada kanser tedavisi üzerine yapılan çalışmaların çoğu kanser ilacı üreten ilaç firmaları tarafından finanse ediliyor. İlaç firmalarının tıbbi araştırmaları finanse etmeleri engellenmediği sürece, insanlar bu eziyetleri yaşamaya devam edecektir. Kanserin doğru şekilde tedavi edilebilmesi için, bağımsız bilimsel araştırmalar yapılması gerekiyor.
Dünyadaki bağımsız çalışmaların tamamı kemoterapi kullanmadan kanseri tedavi etmenin yollarını araştırıyor. Bu konuda epey yol alınmış olsa da yürünmesi gereken daha çok yol var.

DR. ÜMİT AKTAŞ'A SORUN

Bu bölümden Dr. Ümit Aktaş’a sorularınızı iletebilirsiniz.

E-posta bültenine kayıt olmak istiyorum.

Sonuçlar: