Salgınların Kısa Tarihi / Milliyet.com.tr

Bu yaşadığımız ne ilk ne de son salgın. Bugün, insanlığı kırıp geçiren, toplumsal hafızadan silinse de tarihin akışını değiştiren geçmişteki salgınları inceliyoruz…

“Bu salgın ne zaman bitecek?” Herkesin sorduğu ama kesin cevabı kimsenin bilmediği bir soru. Acaba tarihe bakarak salgının nasıl evrileceğine dair bir fikir sahibi olabilir miyiz?

İnsanlık tarihinin en ölümcül virüslerinden biri hiç kuşkusuz Variola vera’dır. Çiçek hastalığına neden olan bu virüs, 3 bin yıl içinde salgın üstü salgın şeklinde ortaya çıkarak her defasında bir kıyım yapmıştır. İnsanlığı kasıp kavuran, bulaştığı her on kişiden üçünün hayatını alan, kimini kör bırakan bu ölümcül virüs, 18. yüzyılın sonlarında ilk çiçek aşısının keşfine vesile olmuştur.

Mutlak zafer

1950’lerin sonunda pek çok farklı ülkede ortaya çıkan çiçek salgını, global bir aşı politikasının geliştirilmesine neden oldu. Ve 1980 yılı itibarıyla Dünya Sağlık Örgütü (WHO) çiçek virüsünün dünyadan silindiğini açıkladı.

Bugün bu virüs sadece Amerika ve Rusya’da yüksek güvenlikli laboratuvarlarda saklanıyor. Bu durum, bilim camiasında halen devam eden bir tartışmadır. Kimi bilim insanları biyokimyasal bir silah olarak kullanılma riskine karşı bu virüsün yok edilmesi gerektiğini savunuyor. Diğerleri ise aynı aileden bir virüs tehdit haline gelirse çiçek virüsünün ve çiçek aşısının yeni bir tedavi için yol gösterebileceğini, bu yüzden de muhafaza edilmesi gerektiğini düşünüyor.

En ölümcül salgın

Ve sırada on milyonları kırıp geçiren, kesin rakamlar bilinmese de tüm dünyada en az 50 milyon can aldığı düşünülen İspanyol gribi var. O dönem dünya nüfusunun bir milyar civarında olduğunu da unutmayalım!

Pek çoğumuzun COVID-19 ile birlikte adını duyduğu salgın 1918’de başlayıp 1920’de bitti. Maske takmak, sosyal mesafe, karantina gibi kavramlarla yeni tanıştığımızı düşünüyor olabilirsiniz ama bu önlemler ilk defa İspanyol gribiyle birlikte alındı.

İspanyol gribi dünyanın karşılaştığı ilk pandemiydi. Bu hastalık öncesinde daha yavaş yayılan salgınların aksine bir anda dünyanın tümünü tesiri altına almış, bir pandemiye dönüşmüştü. Neden? Çünkü Birinci Dünya Savaşı nedeniyle sosyal hareketlilik daha önce hiç olmadığı düzeydeydi.

Kusursuz fırtına

Virüslerin sayısız mutasyona uğradığını, bunun virüsün doğasında var olduğunu sık sık dile getiriyoruz. Fransa’da, İngiliz, Fransız ve Amerikalı müttefiklerin bir arada bulunduğu, kampta 1916 yılının aralık ayında rapor edilen grip vakaları 1917 yılının ağustosuna kadar devam etti. Ölüm vakaları olsa da alarma geçecek seviyede değildi.

İkinci dalga geldiğinde virüs son derece ölümcül bir forma bürünmüş, savaş alanındaki genç, yetişkin erkekleri kırıp geçiriyordu. Bir grip virüsünün ileri yaştakiler yerine sağlıklı, genç nüfusu hedef alması bir ilkti.

Şimdi Birinci Dünya Savaşı’ndaki siperlere daha yakından bakalım. Atlar, yemek için yakın köylerden alınan canlı domuzlar, tavuklar askerlerle dip dibeydi. Daha da önemlisi, askerler ve sivil halk, devamlı kimyasal silahlara maruz kalıyordu. Birinci Dünya Savaşı hardal gazı gibi kimyasal silahların kullanıldığı ilk savaştır. Savaş sırasında zehirli gazlara maruz kalmış askerlerin bağışıklık sistemlerinin çöktüğü, kemik iliği hücrelerinin baskılandığı, hatta hiç üretilmediği fark edildi.

Mutajenik etken

Gördüğünüz üzere, savaş dünyanın en ölümcül grip salgını için tüm koşulları bir arada sunuyordu. Avrupa’da savaş meydanında ölümcül bir hâl alan, eve dönen birliklerle sivil halka bulaşan virüs, sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde 600 binden fazla can aldı. İstanbul’da da yaklaşık 7 bin kişinin ölümüne neden olan İspanyol gribinin Anadolu’daki etkisi, kayıt tutulmadığı için bilinmiyor.

İspanyol gribini inceleyen pek çok bilimsel yayının göz ardı ettiği bir etkiden bahsetmek istiyorum. Savaşta kimyasal silah olarak kullanılan hardal gazının mutajenik etkisi vardır. Mutajen, DNA ve RNA’yı değiştirerek organizmanın normalin çok üstünde mutasyona uğramasına neden olan kimyasal etkenlere denir. Bilimsel bir yayının öne sürdüğü hipoteze göre, savaşın ortasına düşmese normal bir grip virüsü gibi davranacakken, hızla son derece ölümcül bir forma bürünüverdi. (1)

Öyle ya da böyle, İspanyol gribini tarihin en ölümcül salgını haline getiren Birinci Dünya Savaşı’nda kullanılan kimyasal silahlardır. İronik bir şekilde savaşı bitiren de yine İspanyol gribidir.

Virüsün zayıf karnı

İspanyol gribi virüsünün, tıpkı çiçek virüsü gibi kökünün kazındığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Aynı virüsün farklı varyantları hâlâ varlığını sürdürüyor ama basit birer grip virüsü olarak… Aynı 1968’deki tüm dünyada bir milyondan fazla kişinin ölümüne neden olan ve bugün sıradan bir grip virüsüne evrimleşen Hong-Kong gribi gibi.

Amerika’da salgına karşı sıkı önlemler alan şehirlerle, almayan şehirlerdeki ölüm oranları kıyaslandığında, İspanyol gribinin hızını kesen faktörün, alınan karantina önlemleri, sosyal mesafe kuralları olduğu görülüyor. Ama şu da bir gerçek ki er ya da geç virüs mutasyona uğrayarak bugünkü hâlini alacaktı. Bir virüs ne kadar ölümcülse o kadar güçlü olduğu düşünülür. Ama ölümcüllük virüsün aynı zamanda zayıf karnıdır da. Virüsün varlığını devam ettirmesi için yaşayan insanlara ihtiyacı vardır, ölümcüllük virüsün kendi var oluşunu da tehdit eder ve mutasyon kaçınılmaz olur.

Sözün özü: Virüs öldürmez, bağışıklık sistemi zayıf olan ölür. Bağışıklık sisteminize iyi bakın…

1 “A hypothesis: the conjunction of soldiers, gas, pigs, ducks, geese and horses in Northern France during the Great War provided the conditions for the emergence of the “Spanish” influenza pandemic of 1918-1919”,J S Oxford , R Lambkin, A Sefton, Vaccine, 2005 Jan 4;23(7):940-5, doi: 10.1016/j.vaccine.2004.06.035.

Kaynak:https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/dr-umit-aktas/salginlarin-kisa-tarihi-6261370

Bunları da beğenebilirsin